VATANA KURBAN CANLAR

 
"Vatan öyle uzaktan bakıp benim diyenlerin değil,
Yar koynuna baş koymadan şu kara toprağa girenlerindir."
(Şehit Özel Harekat Polisi Nuri YAZANEL)
 

(Şehit Salih AKSU)
 
            Salih AKSU, 26 yaşında koca Türk dünyasının küçük bir köyünde dünyaya gelmiş bir yiğit kocaman bir şehit . 1990 yılında Aksaray'ın Ortaköy ilçesi Yıldırımlar köyünde açtı gözlerini dünyaya. Köyü sırtını Sinandı Dağı'na yaslamış, yönünü kıbleye çevirmiş bir yayla . Hıdırlı derler  yaylacılık için konan göçen Yıldırımlar'ı yaylak olarak kullanan oraya alışarak orayı yurt edinen, tekrar köyüne dönmeyen kalıcı yaylacılar tarafından kurulmuş şirin bir yer.  Ortaköy ilçesine beş dakika , Aksaray iline yarım saat miktarınca yakınlıkta. Köyün ana yol kenarında öyle bir çeşmesi  var ki suyun  tadını bilenler durmadan, bir yudum almadan edemezler, çoğu zaman araçların su doldurmak için kuyruk oluşturduğuna bile şahit olmuşuzdur.
Havası hava, suyu su, insanı insan, yiğidi yiğit, ataları gibi şehit toprağı Genç Osman Diyarı bir yer burası.
 
            Salih, ilkokula burada başladı. Okulu yine ana yol kenarındaydı . Okuluna giderken yine bu yoldan karşıya geçerek gidiyordu. İlkokulu bitirince ortaokula ilçe merkezinde devam etti. Ailesiyle birlikte ilçe merkezine taşınmışlardı. Oturdukları mahallede bulunan 75. Yıl Atatürk Ortaokuluna kayıt yaptırdılar. Öğrenciliği boyunca en sevdiği oyun hep futbol olmuştu Salih'in. Her teneffüsü okul çıkışlarını değerlendirir hafta sonlarını iple çekerdi, köyün yağmuruna, sahanın çamuruna, rüzgarın ayazına aldırış etmezdi, top oynarken her şeyi unutur ağabeyinin onu eve çağırmasına kadar dışarıda vakit geçirirdi.
            Böyle geçiyordu günleri ta ki öğretmeninin ona: " 23 Nisan geliyor Salih bu şiiri sen oku." görevini verene kadar. Öğretmen görev vermişse en iyi şekilde yapılmalıydı, gür sesiyle tören alanı inletilmeliydi, ailesinin ve öğretmeninin gururu olmalıydı ve bunu çok iyi biliyordu  Salih. Bu şiir şehitlerimizin al kanından rengini alan ay yıldızlı bayrağı anlatıyordu.  O zaman düşmüştü gönlüne Salih'in vatanına ve bayrağına olan sevgisi.
            Bayrama bir hafta kalmıştı, şiirini gece-gündüz okuyor ; okulda teneffüslerde arkadaşlarına okuyor okul çıkışlarında eve dönerken tekrar tekrar farklı tonlamalar yapmaya dikkat ediyordu. Şiirle bütünleşmişti. Bayrak, dediğinde yüreğinde al bayrağımızın dalgalanışını hissediyordu. Bir gün okul çıkışı Sinandı' ya doğru yürüyorlardı arkadaşı Ali ile "Bayrak , diyordu merhum şair Arif Nihat Asya   , Salih Ey, dedikçe gür sesiyle arkadaşı Ali coşuyordu sert esen rüzgarda açtı kollarını hava akımına kendisini bırakan kartal misali uçuyordu sanki bir kere de rüzgara, dağa ve ovaya okudu şiirini. Hava kararmaya yakın köye doğru yol aldılar, ezberlemişti şiirini artık aldığı sorumluluğu yerine getireceği günü iple çekiyordu. Ertesi gün derste öğretmeni şiiri kontrol etmek için okuttu. Aferin evladım  verdiğim görevi layıkıyla yerine getireceğine artık eminim, diyerek Salih'i cesaretlendirdi.
            22 Nisan günü akşam olmuştu, annesi Salih'in kıyafetlerini yıkayıp soba üzerindeki kurutmalığa astı. Yarın bayramdı kıyafetleri temiz olmalıydı ailesinin gururuydu ve heyecanlıydı . Salih yatmadan bir kere daha okudu şiirini tamamdı artık şiiri okuya okuya  rüyalara daldı.
 
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:  / Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
 
            Sabah olmuştu, erkenden kalktı, heyecanı Ekecik Dağın doruklarındaydı.Okumayı öğrendiği günden beri ilk kez bu böyle bir kalabalığa karşı bir şey okuyacaktı. Okula vardığında öğrenciler sıra oluyordu, öğretmeninin yanına vardı bir şey diyecek oldu sonra yakın arkadaşı Ali'yi görünce dikkati dağıldı , hızlı adımlarla arkadaşının yanına gitti , selamlaştılar bir müddet sohbet ettiler , heyecanlı olduğu her hareketinden belli oluyordu. Tekrar öğretmeni geldi aklına ara ara öğretmeninin nerede olduğuna bakıyor görüş alanından çıkınca onu bulana dek nefes almıyordu. Bir anda "Şiir okuyacaklar burada sıra olsun ." sözünü işitir gibi olunca Ali'den ayrılarak sıradaki yerini aldı.
-Öğretmenim, ben ,dedi. Sesi duyulmadı yine vazgeçti, bir söyleyecekti ama cesaret edemedi. Salih , söyleyeceği söze karşı çıkmasından çekindi öğretmeninin. Belki de haftalardır hazırlandığı şiiri okumasına izin vermezdi öğretmeni.
Bütün okul sıra olmuş marşlar söyleyerek ellerindeki bayrakları sallayarak adımlarını toprağı titretircesine vura vura ilçe meydanına doğru ilerliyorlardı. "Andımız" küçük tepelerde, sokak aralarında yankılanıyor, sesler seslere karışıyordu. Türk'üm,doğruyum, çalışkanım! ... Ülküm yükselmek ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun ... Öğrenciler söyledikçe coşuyor, meydan çocukların tiz sesleriyle inliyordu.
Ne mutlu Türk'üm diyene!  Ne mutlu Türk'üm diyene!  Ne mutlu Türk'üm diyene!  sesleri bayramı seyir için gelen halkın içinden yaşlı amcalar ,anneler,nineler tarafından gururla :
-Hay maşallah! Bravo,bravo! nidalarıyla alkışlara karışıyordu. Güneş yeni yeni ısıtıyordu tören alanı ama önce marşlarla, öğrencilerin ince sesleriyle ve bekleyenlerin heyecanıyla ısınmıştı .
            Öğrenciler tören alanına girerken annesi de yerini almış oğlunu, Salih'ini, bekliyordu. İçindeki heyecan ve gururu yeni doğan günün ayazına aldırış etmeden "Oğlum bugün şiir okuyacak" diye içinden tekrar ediyordu, sağında solunda konuşulanlar hiç dikkatini çekmiyordu.
            Ve nihayet ilkokul öğrencileri uygun adımla ve marşlar söyleyerek geliyorlardı, Salih'inin yerini aradı geçenleri şöyle bir süzdü . Oradaydı gözlerini kısıp dikkatle baktı , kendisini ona göstermek istercesine oturduğu yerden dikeldi 4. sınıfın önden ikinci sırasındaydı Salih. Annesiyle göz göze geldiler, çakmak çakmaktı Salih'in çakır gözleri annesini görünce gülümsedi ancak heyecanı kat kat arttı.
            Bütün okullar yerlerini almışlardı , tören komutanının komutuyla törenin başlamasına az bir vakit kaldığı anlaşılıyordu. Bando sesi alanı inletiyordu davulun her vuruşunda öğrenciler  sol ayaklarını yere sertçe basarak davulun sesine tempo tutuyorlardı. Protokol üyeleri uzaktan görünmüşlerdi artık bando protokol üyeleri yerini alana kadar meydanı inletti. Bütün şehitlerimiz ve bu bayramı bize armağan eden atalarımız için bütün meydan ayağa kalkıp sessiz bir şekilde saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı' mızı coşkuyla söylediler. Protokol üyeleri halkın ve öğrencilerin bayramını kutlarken Salih de bütün olanları dikkatlice seyrediyor bütün bu olanlara ilk defa şahit oluyordu. Belki de ömrü boyunca bu yaşadıklarını unutmayacaktı.
            Salih'in heyecanı iyice artıyor bu yaşadıkları insanların atalarına , milletine , devletine verdiği değeri daha iyi anlamasına vesile oluyordu. Salih, şiirini heyecandan unuturum korkusuyla içinden, nefes almadan tekrarlamaya devam ediyordu, sanki ateşi yükselir gibi oldu yanakları al al olmuş, dudakları kurumuştu ama ne yazık ki okul sırasındayken ve bayram başlamışken suya ulaşması pek de mümkün görünmüyordu.
            Nihayet beklenen an gelmişti Salih'in adı tören alanında yankılanmıştı . O sırada annesi birden dikkat kesildi oğlunun ne taraftan geleceğini kestirmeye çalışıyordu, bir anda bütün alanı taramıştı. İşte tam karşıdan geliyordu oğlu kürsüye doğru . Salih , emin adımlarla ilerliyordu ancak sanki ayaklarını hissetmiyordu içinde müthiş bir hafiflik vardı, herkesin kendisini seyrettiğini biliyor, Kaf Dağı'nın ardındaki hayal dünyasında geziyordu sanki, yıldızlar ,toz bulutları , rengarenk çiçekler , havai fişekler içinden geçerek alkışlarla gidiyordu kürsüye.  Kürsüye varınca şöyle bir baktı etrafa , önce hiçbir şey göremedi . Meydan iyice sessizleşti, mikrofonu eline aldı.
­-Bayrak,dedi! ve tekrarlardı bayrak! Gür ve tok bir sesle :
            "Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü," derken sağ elini havaya kaldırarak baş ve orta parmağını birleştirdi. İşaret ve serçe parmağı masmavi gökleri , bembeyaz bulutları gösteriyordu. Kalbi daha hızlı atıyor , gür ve tok sesi meydanı inletiyordu. Sanki her şey susmuş Salih'in okuduğu Bayrak Destanı'nı dinliyordu. Heyecanından mikrofon tuttuğu eli terledi, nabzı yükseldi ,yanakları al al oldu, annesiyle göz göze geldi . Yine ana , vatan ve bayrak aşkı Salih'in sağ elinde yaptığı işaretle göklere yükseldi. Annesi gururlandı, gözlerinden süzülen yaşları kimseye fark ettirmeden başındaki yazmasıyla siliverdi. Koca meydanda kimseyi görmüyordu ve  sadece oğluna odaklanmıştı.
"Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım / Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım" diye bayrağa söz verip kavilleşirken aslında hiç de boş laf konuşmuyordu. Ruhu bedenine sığmıyordu sanki. Çünkü al bayrağı, ay yıldızı ancak onu canından çok seven , vatan için , bayrak için, din için, serden geçenler  koruyabilirdi.
"Dalgalandığın yerde ne korku ne keder / Gölgende bana da bana da yer ver " diye  bayrakla dertleşir gibi ses tonunu düşürdü . Sonra tekrar coşturdu meydanı. Kürşad'ın gür sesiyle Yüce Tanrı Dağı'ndan inip Çin Seddi'nin surlarını parçalayıp aşan yiğitler ne ise o anda orada Salih'in nefesiyle hayat buluyorlardı. Bir şiir bir çocuğun nefesinde ancak bu kadar anlamlı , bu kadar duygulu,bu kadar ciddi, bu kadar güzel okunabilirdi.
Sağ eliyle yaptığı bu işaret "kurt" işaretiydi. Türklüğün sembolü olduğunu öğrenmişti ağabeylerinden ve daha sonraki hayatında da vazgeçemeyeceği bir güzel ülkü olduğunu nereden bilecekti ki . O bayrak için nice yiğitler düşmüştü toprağa biliyordu Salih.  Öğretmeni anlatmıştı, atalarının, dedelerinin savaşlarını , karlı dağlarda, Sahra Çölü'nde ,yağmurda, çamurda ; Malazgirt'te, Çaldıran' da , Kosova'da , Varna'da , İstanbul'un surlarında , Viyana önlerinde nice canlar ayrılmıştı anadan ,yardan, arkadaştan. Ardından şu dizeler Salih'in ağzından döküldü :
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün kızıllığında ısındık
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün gölgene sığındık.
            İyice idrak etmişti Salih, bu destan tüm cihana gölgesi düşen  Türk bayrağının destanıydı. Şiiri bitirdi , ilk annesi yerinden ayağa fırlayıp etrafındakilere aldırış etmeden hızlı vuruşlarla alkışlamaya başladı ve ardından halk tarafından beğeniyle alkışlandı. Diğer öğrencilerin aksine Salih'in yaptığı jest ve mimikler önce hayretle karşılanırken şiirini başarıyla okuyup halkı coşturması onun farklı olduğunun kabul edilmesine imkan sağlamıştı.
            O 23 Nisan'ın üstünden yıllar geçmiş Salih, ortaokul ardından liseyi başarıyla bitirmiş Kahramanmaraş'ta üniversite okurken okulu bırakma kararı almıştı.O sene açılan Polis Okulu Sınavlarına girdi, okula  kayıt yaptırıp polis olmaya karar vermişti. Ailesi de onun bu kararına saygı duymuşlardı çünkü biliyorlardı ki Salih'in içindeki vatan aşkı sönmeyecek bir köz halinde yüreğinin ortasında bir yerde duruyordu. Salih ailesine , çevresine karşı çok duyarlı bir insandı , yardımseverdi, para tutmazdı , paranın insanı değiştireceğini düşünürdü. Onun için manevi değerler her zaman maddiyatın önündeydi.
            Polis Okulu'nu da başarıyla bitirdikten sonra önce İnterpol' de  göreve başladı daha sonra İstihbarat daire Başkanlığına geçti bir müddet orada çalıştıktan sonra  Diyarbakır'a tayini çıktı. Camiada sevilen bir insandı. Ankara'daki müdürleri her ne kadar "Diyarbakır'a gitme sana burada ihtiyacımız var, deseler de O, vatan beklemez." diyerek  bir dakika bile düşünmeden görev yerine gitti. 
            Nişanlıydı , nişanlısına kavuşmasına  20 gün kala 22 Temmuz 2016 tarihinde Diyarbakır Ergani ilçesinde hain terör örgütünün bir hücre evine düzenlenen baskın esnasında şehit edilerek çok sevdiği uğrunda her şeyini feda edeceği al bayrağında yerini aldı. Ve şahadetinden iki gün önce çok sevdiği annesinin elinde bayrak tuttuğu fotoğrafını görünce dudaklarından  şu sözler  çıktı gayriihtiyari:  Elindeki al bayrağa ve sana kurban olurum canım anam.
 
Tarihim şerefim şiirim her şeyim / Yeryüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen  / Söyle seni oraya dikeyim
 
 Ruhu Şâd, Mekanı Cennet Olsun.
 
Mesut YAZANEL

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MİLLİ BİR EĞİTİM İÇİN- ÜMİT SİVRİKAYA

BİR ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ KARŞILARKEN

ERHAN EROĞLU YAZILARI (2012-2016)